Oyunuzu veriniz, sandıkları koruyunuz… Sonuna kadar mücadele ediniz… Ancak sömürülmeyiniz

Siyaset yapış tarzını, salt duygu ağırlıklı tartışma biçimi münakaşaya sıkıştırdık.

Düşünceye, dile akıl hâkim değil.

Öfke politik hayatın merkezine yerleşti, kimse kimseyi dinlemiyor. Kimse karşı tarafın ne dediğiyle ilgilenmiyor. Tek taraflı iletişim isteyen bu kafa hiçbir konuda uzlaşma istemiyor. Karşı tarafa kör, sağır, dilsiz…

Hiç ama hiç esnek değil; karşı tarafın bir tek haklı-doğru talebi ve fikri yoktur!

Ki bunlar:

Öğrenmek- anlamak peşinde değildir.

Sizin ne dediğinizle hiç ilgili değildir.

Hatalarla yüzleşmek arayışında değildir.

Bunlar kendine propaganda yapan, hakikati görmezden gelenlerdir. Kaybettiğinde de “hırsızlık” gibi çeşitli mazeretler ile yapay algı peşinde koşturanlardır. Ve:

Taraftarlığına uymayan, yapıcı yazıya-konuşmaya bile hemen etiket yapıştıranlardır; şucu bucu!

Sözde herkes ortak akıl-demokrasi istiyor. Ama çoğumuz siyaseti incitici münakaşalar yapmak sanıyoruz… Görünen şu: Tek amaç var, karşı tarafı yenerek cezalandırmak! Ah! Daha 100 gün önce deprem hepimizi kardeş yapmadı mı?

Bu siyaset yapma biçimi “Bizim Mahalle”ye Erdoğan’dan bulaşmış olmasın sakın! Ya da televizyonlardaki reyting amaçlı ağız dalaşlarından!

***

Çevremde, “Erdoğan’a niçin karşınız” sorusunun yanıtı olarak “otoriter” olması söyleniyor. Erdoğan’ın gidişiyle, demokratik hak ve özgürlüklerin tümüyle baskı altında tutulduğu, siyasal yetkinin tek elde toplandığı, baskıya dayalı totaliter yönetimin son bulacağı düşünülüyor.

Peki:

Otoriter güce giden süreç nerede başlıyor: Parti içi demokrasiyi ortadan kaldırarak

Yani, lider oligarşisi yaratılarak…

Yani, parti içi demokrasi kültürü katledilerek…

AKP/Erdoğan’ı tanıyoruz.

Ya diğerleri farklı mı?

Bir yıldır aynı konuyu farklı cümleler ile ifade ettim/ edeceğim:

Cumhurbaşkanı adayını siz mi belirlediniz? Hayır.

Milletvekili adaylarını ve sıralamasını siz mi belirlediniz? Hayır.

Bugün size ne diyorlar; “oy kullanın”, “sandığı sahip çıkın.” Size sadece bu iki görev düşüyor bu seçim sürecinde!

Niye cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinde sizin hiç fikriniz sorulmadı?

Niye milletvekillerini lider ve kurmayları dört duvar arasında belirledi?

Geçelim efendim geçelim…

***

Son günlerde gündemde olan bir siyasetçi örneği, Tuncay Özkan:

CHP 37’inci kongresi, Tuncay Özkan’ı Parti Meclisi’ne seçmedi. Kılıçdaroğlu, delegelerin üzerini çizdiği Tuncay Özkan’ı partinin medya ve kurumsal iletişimden sorumlu genel başkan başdanışmanı olarak görevlendirildi!

Mesele Tuncay Özkan değil, bir anlayışı örneklemek için bu ismi verdim. Genel başkanlığa gelirken demokrat görünen Kılıçdaroğlu bile lider egemenliği, liderin değişmezliği anlayışı/ lider sultasına yenik düştü. İstediğini istediği yere koydu, istemediğini partiden kovdu!

Parti içi demokrasinin olmadığı ülkeler demokratik yapıya kavuşamaz. Partisini dönüştüremeyen ülkesini de dönüştüremez…

Yalın gerçekle yüzleşmek zorundayız:

Partiler ülke için bir şey yapmayı değil, bir şey olmayı hedefleyen aç gözlü insanların çıkar ortaklı yapılarına dönüştürüldü.

Siyasi kariyer, mutlaka bir şey olmak üzerinden kurgulanınca lidere en çok itaat eden en önemli koltuğa oturur oldu!

Bu siyasi anlayış; konuşturmaz, tartıştırmaz, fikir ürettirmez. “Parti disiplini” liderin elindeki sopadır.

Bakınız:

Gidiniz oyunuzu veriniz, sandıkları koruyunuz. Kazanma umudunuzu hep güçlü tutunuz. Sonuna kadar mücadele ediniz. Bunlara tek sözüm olamaz. Bunlar gurur verici politik tavırlardır.

Derdim, sizlerin coşkulu umudunuzun her seferinde sömürülmesidir.

Soner Yalçın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir